25/1/2007 - çingeneler zamani

çingene zamanlardan geliyorum: yoksul, varo$ gune$leriyle kavrulmu$ tenimde ta$iyorum muzigin ruzgarini... Gülü$üm buruk, ama zaten butun sürgünler huznu kirmizi bir karanfil gibi ta$imazlar mi gülü$lerinin yakasinda?... çingene zamanlardan geliyorum, "çingeneler zamani"ndan.. klarnetten, geceden ve müzikten... ve yine çingene zamanlardayim $imdi: esmer güzeli Esmeralda'nin, flamenkonun ana yurdunda... zamaninda pencere altlarinda serenatlarin okundugu, gitarlarda çingene yureklerinin muzigin en guzel çigligina donü$tügü, alki$larin övgü olmayip tempo tuttugu kaçak danslar zamanindan... Andalucia'dayiz, Ispanya'nin güneyi.. ocak ayinda güne$, ilik bir ruzgar, Granada müslümanlarindan kalma binlerce harikulade tarihi bina, meyveli ispanyol $arabi "sangria", sicak insanlar, muzik, mayi$tiran bir bahar atmosferi...

çingenenin ilk sorusu "nerelisin? fransa mi?" oluyor... "tuh diyorum kendi kendime, ispanyolcamda fransiz aksani var!" "kürdüm, ama fransada ya$iyorum" diye yanitliyorum.. "kim bu kürtler?" diye soruyor bu kez, "gitarlari var mi?" yanimdaki arkada$im "hayir ama onlarinda ispanyollar gibi koyu, gece guzeli gozleri var.." diye yanitliyor... çingene fazla anlamadi gibime geliyor... kisaca bir yanit veriyorum... "gördügüm ilk kürtsün" diyor.. "bilseydim daha yaki$ikli birini getirirdim, böylece aklinda guzel bir imajimiz olurdu.." guluyoruz... nedense "çingeneleri seviyorum" demek istiyorum ama o yapmacik, en azindan yuzeysel oryantalizme dü$memek için soylemiyor, ba$ka bir cümle sarfediyorum: "çingene müzikleri bana ispanyolcayi sevdirdi, sayenizde bir dil ogrendim" adamin baki$larinda kurnaz bir i$ik parliyor: "o zaman bize bir dil borçlusun, diyor kahkalar içinde, ogret bakalim $imdi bana o romantik fransizcayi da, öde$elim!" hep birlikte gülüyoruz..

ama çingeneler de bizim gibi: renkli, halayli bir dansi gogüus siki$tiran acili bir türkü izleyebilir.. ve muzik.. sessizlik... gitar tirnaklar altinda usul usul aglamaya ba$ladi...ve çingene ka$lari iki kara kiliç gibi çatik, çatalli sesiyle uzun bir "ay ay ay" diye ilk çigligini koyverdi..ve ben, ensemden ba$layarak baldirlarima dek bütün tüylerimin ba$kaldirdigini, diken diken oldugunu hissettim.. abartisiz, diken diken, hem de iliklerime dek... ve az sonra çingene kizi.. dersim karasi gozleriyle esmer bir ispanyol çingenesi... o yeri dövdükçe, biz gögsümüze vurulmu$ gibi oluyor, onun ne ayaklarindan, ne ellerinden, ne de acilar içince kusursa danseden bedeninden gozlerimizi alamiyor, baki$larimizi nerede yogunla$tirmamiz gerektigini bilmeden onu izliyorduk.. aslinda ben flamenko dansinin bu hüzünlü bir yaniyla ilk kez tani$iyordum.. bir ara yanimda oturan kadinin derin bir iç çektigini duydum. kafami hafiften çevirince kar$imda kadinin bugulu gozleriyle kar$ila$an gozlerini gördüm ve baki$larimi hemen geri alip çingene kiza teslim ettim... fakat bu kez kar$ida, kucaginda 8-10 ya$larinda kiziyla ba$ka bir turist kadini aglarken buluyorum.. agliyor, evet, agliyor... o zaman, Aynur Dogan'in bir parçasinin giri$i geliyor aklima: kürtçe $arkiya aglayan türk kizina biri soruyor: "neden agliyorsun, sen kürtçe biliyor musun ki?" türk kizi güzel sesiyle yanitliyor: "bu türküye aglamak için kürtçe bilmek mi gerekir?" o zaman ayni sozleri kendi kendime yineledim; "flamenkoya aglamak için ispanyolca bilmek mi gerek?" ama $imdi, bunlari yaziya alirken kendi kendime sormadan edemiyorum: insan anlamadigi bir $arkiya, hele bir dansa neden aglar?
|